7 Aralık 2009 Pazartesi

Tüketici Hakkı Devrim

Tüketici Hakkı Devrim köşemizden, satın aldığınız her ürün hakkında yorum yapabilir, forum açabilir, yetkili mercilere şikayette bulunabilirsiniz...

Şikayetler:

Aziz Sevin-Ümraniye

Evlenmek üzere olan kız kurusu kızım Fatima için "İKEA'da bir derede" bir koltuk takımı alayım dediydim. Evimizin hemen yakınındaki İKEA'ya giderek beğendiğimiz koltuk takımını ben, kayınçom Nihat ve kayınçomun yeğeni Müjdat sırtlayıp eve getirdik. Kayınçom Nihat ve kayınçomun yeğeni Müjdat ile koltuk takımının içinden çıkan kurulum şemasına bakakaldık, çünkü bi bok anlamadıydık. Bu arada ben kayınçoma ve kayınçomun yeğeni Müjdat'a 'Siz bir oturun hele, ben bi limonata yapayım da gafamız çalışsın, bu gafaynan biz bu goltuk takımını zor monte ederiz" dedim. Bunun üzerine kayınçom Nihat 'Enişte, sen bu Müjdat'ın limonataya şekeri bol goy, bunun gafa gocaman, anca çalışır o zaman' deyip espriyi patlatıverdi. Bunun üzerine üçümüz çılgıncasına gülerek, birbirimize sarıldık ve dengemizi kaybederek, İKEA'dan aldığımız demonte haldeki koltuk tağımının üzerine düştük. Dolayısıyla da ğoltuk takımı zarar gördü. Müjdat'ın ağzını burnunu gırdıydım o sinirle gerçi ama; şu anda mağdurum. Üretici firna neden goltuğun üzerine düştüğümüzde gırılacağı gonusunda bizi uyarmadı. Yoksa İKEA BİZİ GAZIKLİYA MI? Bağa yardım edin mağdurum.

Yanıt:
Aziz Bey,aldığınız ürünün üzerine düşmeniz büyük bir talihsizlik. İyi parçalardan biri bir yerinize girmedi. Size önerimiz, ürünü alıp, 'koliyi açtığımızda bütün parçalar kırılmıştı' deyip, satış müdürüne cebren ve hile ile koltuk takımını geri kakalamak.

EDEB-SİZ (EDEBİYAT KÖŞESİ)

Sevgili okurlar, her hafta Allah izin verirse buradan yeni çıkan roman,deneme,yanılma gibi edebi eserleri size tanıtacağız...edebiyatsız kalmayın...

YARAMAZ O KARDEŞLER

Biletişim Yayınevi'nden çıkan bu esrarengiz kitabı elime ilk aldığımda, 'ne kadar ağır bir kitap, hayvan gibi yazmış eleman' demiş ve kitabı kolayca elimden bırakamayacağımı anlamıştım. Bu sıradışı eser, 'baba katilliği' çerçevesinde 3 kardeşin, kendi aralarındaki tutkulu çekişmeyi, arzulu tepişmeyi ve cinsel anlamdaki sapkınlıklarını 'ferdi kaza sigortası' çerçevesinde ele alan gerçekçi bir roman.

Gerilimin, gittikçe artan ritmine kendinizi usulca kaptırdığınız 'Yaramaz O Kardeşler'de 3 kardeş, babalarına yapmadıkları işkence, etmedikleri eziyet bırakmıyorlar. Bankadan para çekip babayı kefil yapmalar, babanın haberi olmadan, babanın mayolu fotoğraflarını güzellik yarışmalarına göndermeler...özetle, akla hayale gelmeyecek her türlü pisliği yaşlı adama müstahak görmeler...

'Ayşe Kulin Köpeğin Olayım' adlı denemesinden sonra, edebiyat çevrelerini dumur eden Tatar yazar Düşmanevski'nin bu sert, asi ve bir o kadar da bukalemun gibi kaygan bir dille kaleme aldığı, 'Yaramaz O Kardeşler' mutlaka kütüphanenizde bulunması gereken bir baş yapıt.

"Tek kelimeyle çarpıldım" Sivaslı Cindy

"Elinizden bırakamayacaksınız" Ceylan

"Tam bir şahaser" Nuri Sesigüzel

"Dadından yinmiyi" Kahtalı Mıçı

27 Kasım 2009 Cuma

CANDY KENDİME

Bazı zamanlar, kendimle baş başa kaldığımda, kendimle okey oynar, kendi kendime taş çalar, hesabı kendime kitlerim. Bazen de kendi kendime tavla oynar zar tutarım. "Zar tutmadan tavla mı oynanır seni gerizekalı" der ve kendi kendimi azarlarım kendi kendimin içinde. Kendi başına bir adamım ama kendi başıma buyruk bir adam değilim. "Adam mıyım lan ben?" bunu bile bilmiyorum. Biri bana "Adam mısın lan sen?" derse, ki bunu İngilizce de sorabilir "Are You Adam?" diye aynı kişi ben de o zaman "I'm not Adam" diye adama cevap veririm usulca. Neyse kendi başıma bir adamım ben, kendi başıma kurduğum bir şirketim var ve şirkette kendime çay getirmemi emreder, kendi kendime fotokopi çekmemi rica ederim. Zaman zaman kendimi sigortasız çalıştırır, sigorta müfettişlerini çağırır kendi kendimi ihbar ederim. Yuvamı da kendi kendime kurdum ben. Yuvasız kuşlar misali bir süre, çocuk yuvasında kaldım sonradan kendime bir yuva yapmaya karar verdim ve o yaptığım yuvada, demirden ve çimentodan çaldığım için yuvam başıma yıkıldı. "Ulan ne yamuk adamsın sen! İnsan kendi kendine kazık atar mı?" demeyin. Bu çocukluktan kalma birşey, ben kendi kaleme gol atan bir kaleciydim. Hatta kendi kaleme attığım golleri, daha sonra kaleme aldım ve "Kendi Kaleme Attığım Goller" adıyla yayınlandı. Hatta bu öykü kitabımla, Safiye Faik Mamasıyanık "Umut Veren Genç Tumturaklı Yazar" dalında ödüle layık görüldüm. Ödülü reddettim, Sartre'ın Nobel'i reddetmesi gibi. Bir bok olacağını sandım ama olmadı. Sadece beni ödüle layık gören jurinin başkanı, daha sonra arayarak "Adam mısın lan sen?" diyerek telefonu yüzüme kapattı. Dava edebilirdim ama gizli numaradan aramıştı şerefsiz.

Kendi kendime birgün şu soruyu sordum: "Adam mısın lan sen?" sonra bir sinirlenmişim, kendime bir Osmanlı tokatı yapıştırmışım ki sandelyeden yere çakıldım kafa üstü. Sonra polisi aradım kendi kendimi şikayet ettim. Daha sonra gittiğim karakolda "Allah belasını versin, her gün içip içip beni dövüyor" diye ifade verdim kendim hakkında. Kendi eden kendi bulur ne de olsa. Polisler bana "kendine gel" dedi. Kendime geldiğimde saat gece yarısını geçiyordu, ev sahibimiz bayan Molly, yine her zaman ki gibi dans derslerinden gelmiş, eskiden dans yaptığına dair vücudunda tek sağlam kanıt olan incecik ayak bilekleriyle bana "merhaba" demişti. Kendisi de en az benim kadar yorgun olmasına rağmen, kahve içmek için vaktim olup olmadığını sorduğunda "Yaratırız güzelim" diyecektim ki "Manyak mısın lan, yaşlı başlı kadınla nasıl böyle konuşursun" diye kendimi frenledim. Allah'tan fren sistemim, güvenlik testlerinden beş yıldız almıştı. Bayan Molly'yi kibarca reddettikten sonra; küçük ahşap odamın kapısını açtım. İçeride benden başka kimse yoktu. Hemen salona geçip kendime bir içki aldım ve sallanan sandalyeme oturmadan önce üzerime rahat bir şeyler aldım. O kadar rahat bir şeyler almışım ki, rahatlayıverdim aniden. Tam günlük gazetelerden biri gözüme ilişmişti ki, telefon çaldı. Arayan bilin bakalım kimdi. Kendimden başkası değildi tabii ki. "Bu saatte ne arıyorsun lan, pezevenk?" diyerek telefonu kendi kendimin yüzüne kapattım. Off tanrım, o kadar gergindim ki. Keşke kendim yanımda olsaydım. Kendime çok ihtiyaç duyduğum nadir zamanlardan biriydi. Normalde kendimden çok sıkılan ve kalabalık arkadaş grubunda kendimin yanına oturmayan, kendimin muhabbetinden çok sıkılan bir adamdım. Oysa ki kendimi ne kadar çok özlüyordum. Önümdeki aile albümünden kendi fotoğrafıma baktım ve "Kim lan bu dallama? Bunu bir yerden gözüm ısırıyor" diye kendimle dalga geçtim.

Biliyorum, bu yazıdan kendim de sıkıldım. Ama ne olursunuz bana, kendimle nasıl tanıştığımı anlatana kadar izin verin. Sıcak, nemli, bir o kadar da puslu bir yaz gecesiydi. Her zaman ki gibi namazımı kılıp camiden çıkmış ve dilenmeye başlamıştım. Caminin cemaati hep aynı insanlar olduklarından beni görünce "Fesupallah" diyerek yanımdan usulca geçtiler. Cemmaat dağıldıktan kısa bir süre sonra caminin avlusunda bebek ağlamasına benzer bir ses duydum. Sesin geldiği yere doğru usulca sürünmeye başladım. Yürüyebilmeme rağmen, sahte dilenci damgası yememek için, yani meslek etiği açısından sürünerek sesin geldiği yere ulaştım. Bebek sesine benzettiğim bu ses meğerse imamın cep telefonuymuş. Telefonunu unutmuş imam efendi. Telefondaki çağrıya baktım; "Secde İsmail" yazıyordu. Telefondaki ses sustuktan sonra hemen telefon rehberine girdim ve isim listesine şöyle bir göz attım: Listede, Nasreddin Hoca, Fatih Hoca, Papa 2. Jean Paul, Hüsnü Mübarek ve Davut Güloğlu gibi isimlerin telefonları vardı, anlam veremedim. Benim telefonu da kaydetmiş hem de "Sürüngen" diye. Bu aşağılama karşısında telefonu elimden fırlatmamak için kendimi zor tuttum. Kendimi sert bir dille uyardım. Dileniyorduk ama bu aşağılamayı hak etmiyorduk...

Bu hikayeyi bir yere bağlayamıyorum, sanırım bağlamasam da olur. Ama yakın zamanda bu hikayenin devamı gelecek...

Tubi continued!

22 Kasım 2009 Pazar

DOMUZ GRİBİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN 10 ÇARPICI GERÇEK

10. Domuz gribi, grip de domuzu sevmez...

9. Aşı olmayan domuzdur...

8. Domuz gribi, kuş gribi, hoşt gribi, puşt gribi...

7. Domuz gribinin belirtileri, ateş, ishal, kusma ve küsmedir...

6. Domuz gribine yakalanan domuzların geçici süreliğine çalışma izinleri ellerinden alınır...

5. Domuz gribi olan hastaya, "domuz garibi" denir...

4. Eğer doktorunuz size "domuz gribi" olmuşsunuz derse, kalan ömrünüz domuz yaşı üzerinden hesaplanır...

3. Ne demiş atalarımız, "domuzun gribinden, hatunun tribinden köşe bucak kaçacan"

2. "Domuz gribi aşısı" olmayı reddeden başbakan, ilkokulda da "çiçek aşısı" ve "kızamık aşısı" olmayı reddetmiştir...

1. "Domuz gibiyim lan bağa bişey olmaz" demeyin, domuzunuza görünün...

ALTERNATİF DİZİ İSİMLERİ

Kuyruk Sokumu: Dağılan bir ailenin hazin öyküsü...Tüpgaz bayiinden emekli bir baba, ev hanımı bir anne, 3 kaşar kız ve bir balta oğlun ibret dolu öyküsü.

"Bana da Kay Yapım" iftiharla sunar...

Gavat Yelleri: Bir grup prezentabl gavatın, aynı genelevdeki kimi zaman komik, kimi zaman ironik, kimi zaman da duygusal olarak 'yellenmelerini' konu alan, prime-time gavatlık dizisi.

ĞA PRODUCTION yapımıdır...

Fuck The Memnun: Sıradışı bir aşk hikayesi. Entrika ve gerilimin bir arada olduğu ve ahlaki çözülmenin içine ustaca serpiştirildiği senaryosuyla tam bir fenomen. Yakışıklı yeğen, kendisi gibi güzel yengesini malikanenin her yerinde usulca götürür, gondikler ve bafiler. Boynuzlandığının farkında olmayan amca; bir süre sonra malikaneye giremez. Neden, utanması ya da tiksinmesi değildir, neden, boynuzlarının uzamasıdır. Dizide fuck'n da fuck'ılan da memnun'dur.

"Bana da Kay Yapım" iftiharla sunar...

Kurtar Paris'i: Adından da anlaşılacağı üzere bir mafya dizisidir. Paris Hilton'un başrolde oynadığı dizide, Polat Alemdar Paris'i derin devletin elinden kurtarır ve Paris'in yüzüne bakarak: "Abdülhey nerde?" diye sorar. Bütün dünya dillerini eski bir devlet ajanı olduğu için iyi derecede konuşabilen Polat soruyu daha sonra Fransızca sorar: "Je'ti, qua mei Abdülhey?" ama Paris Fransızca bilmiyordur ve bozuntuya vermeden şu tiksinç espriyi yapar: "Senin kardeşinin adı da olsa olsa Eyfel Hilton'dur"

Hadımın Çiftliği: Bir grup hadımın, iş için gittikleri bir tatil köyünde başlarına gelen komik olayları konu alan (baş derken yanlış anlaşılmasın) karate dizisi. Hikaye ilerledikçe bu bir grup hadımın, birbirleriyle taşşak geçerken hadım olduğu gerçeği seyirciyi şoke eder, fena çarpar...

"Hadımın Çiftliği" Hadı Ordan...

3 Kasım 2009 Salı

Kişisel Özgeçmiş

1980 yılında şair bir baba ve ressam bir annenin ilk çocuğu olarak Samsun'da dünyaya geldi. Daha sonra bebeklerin karıştırıldığı anlaşılınca; işçi bir baba ve ev hanımı bir anneden oluşan gerçek ailesine teslim edildi. Eve çok yakın olduğu için ilkokulu 30 Ağustos İlköğretimokulu'nda okudu. Eve 5 dakika yürüme mesafesinde olan bu okul, küçük Bünyamin'e "Karnım ağrıyor eve gidebilir miyim örtmenim?" gibi bahaneler yarattı. Daha sonra kuzeni Ersen'in gazına gelerek, eve otobüsle 40 dakika mesafedeki Atatürk Ortaokulu'na kaydını yaptırdı. (Tabii ki tek başına değil, babası yaptırdı) Ersen o zaman Leonardo Di Caprio'ya benzediğinden, biz de kuzenin ortamdan ekmek yeriz, çok karı kız olur etrafta düşüncesinin bir süre sonra "fıs" olduğunu anladı. Vasat geçen bir ortaokul döneminden sonra; ortaokulun hemen yanındaki 19 Mayıs Lisesi'ne kaydını yaptırdı. (Bu sefer de kaydı annesi yaptırmıştı) Lise yıllarında okulun basketbol takımının oyun kuruculuğunu, öğretmenlerin yalakalığını ve arkadaşlarının gammazlığını başarıyla sürdürdü. Daha sonra halasından gelen mektup üzerine küçük halası Nazan'ın St. Petersburg'daki yazlık evine tatile gitti. Burada Olga'yla tanışan genç Bünyamin, o an aşkı tatmış ve ilk şiirlerini bu dönemde yazmıştır. Halasının ısrarlarına rağmen, tıp eğitimi için Samsun'a geri dönen Bünyamin, babasının baskılarına rağmen burada da uzun süre kalmayıp, Ankara'ya Radyo Televizyon ve Sinema okumaya gitmiştir. Ankara'da alkol,uyuşturucu ve seks batağına düşmekten son anda kurtulan aykırı yazar, dört yıllık eğitimin ardından kung-fu öğrenmek için Pekin'e gitmeye karar vermesine rağmen, İstanbul'a gelip yüksek lisans yapmak zorunda kalmıştır.


Sıradışı yazılarıyla hiçbir gazetede yer alamayan aykırı yazar, şu an için hiçbirşey yapmamaktadır.


Özel zevkleri: Tıraş olmak, duş almak ve bacak bacak üstüne atmak.


İş deneyimi: "Hakanlar Oto Yıkama" (Yıkama-Yağlama) - "Davut'un Yeri" (Şef garson) - BİM (Kasiyer)


Yabancı diller: Hepsine yabancıyım.


En sevdiği söz: "O göte bülbül öte"