Taksim’de “Gül verelim mi abi” diyen bir çiçek satıcısına usulca yaklaşıp; “Beyaz gül, kırmızı gül, güller arasından gelir” demeyi çok istedim ama yapamadım.
“Uzaylılara inanmayanın başına, köylüler taş yağdırsın” kampanyası başlatılsın ve Türkiye’de uzaylılara inanmayan köy,kasaba ve belde kalmasın istiyor paşa gönlüm…
Bizde kapanan cezaevlerinde “Parmaklıklar Ardında” gibi diziler ya da “Bayrampaşa Ben Fazka Kalmayacağım” gibi sinema filmleri çekiliyor. Yazık oluyor bu eski cezaevlerine. Yapsana oraya “Prison Break” gibi bir dizi. Adını da “Pizi Pirak” koy, oldu mu sana mis gibi, Karadenizli bir taka reisinin hapishaneden Amerikanvari entrikalı kaçış öyküsü.
Bir gün bir yerlere bomba koyulacaksa bu bomba, bir televizyonun içine konsun ve televizyon patladığında, olayı üstlenen örgüt, patlama için “reyting patlaması” desin ama; ne kimse yaralansın ne de mala mülke zarar gelsin.
Geçenlerde ziyarete gittiğim bir arkadaşımın zilini arıyordum, Çetin Ceviz adında bir isim gördüm ziller arasında. Zile basıp kaçacaktım ama adam çetin cevizdir diye kendimi zor tuttum.
Pedro Almodavar amma davar dimi sevgili sinemaseverler diye bir açılış yapılsa ya İstanbul Film Festivali’nde.
Hayatım boyunca hep “Evlendikten sonra podyumlara veda eden güzel manken”lerden biri olmak istemişimdir.
Kız istemek sadece bize özgü bir şeydir herhalde. Kız isterken uyulması zorunlu birkaç kural vardır:
1- Öncelikle, bir kere öptüğün birini bir daha öpmeyeceksin. (Ben yanlışlıkla gelinin babasını üç defa öpmüşüm. Adam kibarlığından ötürü beni hiç bozmadı)
2- Ortamdaki hiç kimseye “Nasılsınız?” diye sormayacaksın, sonra arkası gelmiyor ve Meksika Dalgası gibi herkes sırayla birbirine “Nasılsınız?” deyiveriyor. (En mantıklısı, “Nasılsınız?” sorusunu karşıdan beklemek, size sadece cevap vermek kalır. Ben saydım 23 defa “İyiyim, siz nasılsınız”, 12 kez “hamdolsun”, 7 kez “şükür Allah’a”, 9 kez “Meslek nedir?” 3 kez de yanlışlıkla “şabbi şabbi glu glu glu” demişim.
3- Mesleğiniz, büyüklerin anlayamayacağı gibiyse, genel geçer, üstü kapalı bir şeyler söylemekte fayda var. Mesel gıda mühendisiyseniz, “Pastaneciyim” Metalurji ve Malzeme Mühendisiyseniz, “Masa,sandalye işindeyim” benim gibi televizyoncuysanız, “Beyaz eşya” işindeyim demeniz yeterli.
4- Ortamda kulakları duymayan, ya da ağır işiten yaşlı bir büyüğünüz olabilir. Sizi iyi duyması için kulağına eğildiğinizde, yanlışlıkla gelinin teyzesini suratına tükürebilirsiniz, benim başıma geldi, tavsiye etmem.
5- Ortamda, “Siz ne taktınız?” “Takınca sağlam bir şey takmak lazım” “Bana bir takana ben on takarım” gibi muhabbetler dönecektir, bunları sakın kafanıza takmayın.
6- Ortamda tam olarak tanımadığınız ve saygıda kusur etmemeniz gereken yeni akrabalarınız olacağı için, alkolü fazla kaçırmayın. Aksi takdirde, çifte tellide, kravatı kafanıza bağlayıp, gelinin babasına gerdan kırıp, eniştesine “pişt” deyip göz kırpar, gelinin annesinin alnının ortasına 10 TL yapıştırıp, geceyi mahvedebilirsiniz…
Bir gün bir yerlerde dolmuş beklerken, önümden geçen dolu dolmuşu görüp, “kahretsin, bu dolmuş” demeyi çok istiyorum. Bence dolmuşlara yaptığımız en büyük haksızlık bu.
“Mokasen” diye bir sözcük var dilimizde. Sanki “berhüdar ol evladım” demek gibi bir şey bu. Susadığında sana su getiren yiğit delikanlıya “Moka-sen, rahmetlere gelesen” evladım demiş atalarımızdan biri. Mokasen buradan girmiş dilimize.
“Uzay mekiği” diye bir kavramla karşı karşıyayız çocukluğumuzdan beri. Geçen gün bir belgeselde bu kavramı şöyle açıkladı gürbüz sesli anlatıcı: “Bilinenin aksine uzay mekiği, uzayda mekik çeken astronota verilen addır.” Çeviri hatası olabilir mi?
Çeviri hatası dedim de “hatalıysam ara” jargonunun içine “çeviri hataları” da girebilir mi? Çevir kazı yanmasın hattı: 118 seks en seks en seks an di siti!
“Hatalıysam Ara” dedim de “Hataylıysan Ara” diye bir şey gördüm bir arabanın arkasında. Hataylılar bir araya gelsin,kaynaşsın, halay çeksin diye oluşmuş bir platform diye düşündüm.
“Hatalıysam ara, ama kontörüne yazık” “Hatalıysam ara ama yüzüme vurma gardaş” “Hatalıysam ara ama karım duymasın”
Bence Türkçe’deki en seksi sözcük “şinorkel” aslında Fransızca’dan dilimize gelmiş bu sözcük (üstelik trenle, 6 ayda gelmiş, biliyorum berbattı). Devrimden önce, Paris’in en ünlü toprak ağalarından birinin malikanesinde yaşayan, Şinor adında kel bir uşağın, hikayesinden alır adını şinorkel sözcüğü. Sinirlenen ve öfkeden kuduran efendisi uşağına hep, kalabalıkların arasında Şinorkel, Şinorkel diye seslenir ve zavallı uşağı azarlarmış. Şinor da kalabalıkların içinde daha fazla utanmamak ve yabancıların alaycı bakışlarından kendini korumak için; bugün şinorkel olarak bilinen özel gözlüğü icat edip, sürekli onunla gezmiş. Bu acıklı öyküyü, “Le de Schornékel de Chotil” (Kel Uşak Şinor’un Dramı) adlı Fransızca kaynaktan alıntıladım.
Terzi kendi söküğünü dikemezmiş, bebek kendi sümüğünü silemezmiş, Ferdi Özbeğen’ini süzemezmiş, Şenayakay kendi büzüğünü öpemezmiş. (Orhun kitabelerinden bir alıntı.)
Dünyada bizim kadar birbirine kefil olup da heder olan başka bir millet var mıdır? Hiçbir Amerikan filminde şöyle bir diyalog yok: “Sitivi evlenmek üzereyim biliyorsun, kefil ol da şu at çiftliğini alayım be koçum, elime para geçince öderim söz” ya da “Mayk, yanlış anlama ama biraz dardayım, bir kefil ol, at şu imzayı da şu loft daire için bankadan para çekim gardaş- Yok Edım, yeminliyim kefil olmam bi daha kimseye, bak Jack’e kefil olduk götü toplayamıyoz hala”
“Brokeback Mountain” diye bir film vardı gay kovboyların hikayesini anlatıyordu. Bizde de “Burukterk Hatun” diye gay çiftçilerin hikayesini anlatan bir film çekilmeli.
I-phone’dan yeni bir telefon Gay-phone. Gaybana Geceler diyenlerin tercihi
Yüksel I-Tunes
YanıtlaSil